26 Haziran 2015 Cuma

UFUK ÇİZGİSİ

           
       

         Gözlerini kapattı. Rüzgâr,  serin bir deniz kokusuyla doldurdu içini. Ürperdi. Sonra güneş gösterdi kendini bulutların arasından. Kaslarının gevşediğini hissetti. Bir gülümseme hali aldı yüz ifadesini. Yalnızdı. Kumsalda pek insan yoktu. Alabildiğine huzur buldu etrafında. Sonra neden gözünden birkaç damla yaş süzüldü. Babasının gitarda çaldığı bir Tanju Okan şarkısını anımsadı. Gülümsedi.
deniz güldü halime,
bir avuç su verdi elime,
“biterse göz yaşın al” dedi,
“doldur tekrar yerine”
            Gözyaşlarını silmedi. Ayağa kalktı. Vücudunu denize giderken seyrediyordu sanki. Üşüyordu. Tüyleri diken diken olmuştu. Ama tepki verme yetisini yitirmişti sanki. Tüm vücudu denize girene kadar duruşunu bozmadı. Gözyaşları denize karıştı. Deniz artık onun hüznünün bir parçasıydı sanki. Deniz onu anlıyordu. Onu biliyordu. Gökyüzü buna tanıklık ediyordu. Anaç bir kadın gibi sarılıyordu sanki tüm evrene. Evrenin bir parçası olarak da kızı sahipleniyordu. Sırtüstü uzandı denize. Omuzlarındaki yükten kurtulmak istiyordu. Düşünceler tek tek boynuna ve omuzlarına binmişti sanki. Deniz sırtını sıvazlıyordu şimdi. Onu anlıyordu. O bile kendini tam anlayamazken gerçekten deniz anlıyor muydu onu? Çok sorgulamak istemedi. Anlaşılabilir olmak şu an en çok istediği şeylerden biriydi belki. Gökyüzüne baktı, bulutlar sürekli şekil değiştiriyordu. Bulutlara anlamlar yükleyen çocukların saflığını kıskandı. Ne kadar basit şeylerle mutlu olabiliyorlardı. Her şey ne kadar saf ve masumdu. Sanırım büyümek onu yormuştu. Eski çocukluk günlerini kıskandı. Güneş tuzlu suyla ıslanmış yüzünü germeye başlamıştı. Yüzüstü yattı denize. Maviyi kucakladı. Bulutların dalgalardaki yansımasına takıldı gözleri biraz. Amaçsızca… Biranda tüm gücüyle kulaç atmaya başladı. Bütün kasları yorgunluktan titreyene kadar yüzdü. Kalbi deli gibi atıyordu. Her kulacında aldığı karardan daha emin oluyordu sanki. Her kulaç onu yüklerinden kurtarıyordu. Akıntının tersine doğru atıyordu kendini. Meydan okuyordu düşüncelerine. Artık bir karar vermişti. Bir anda durdu. Nefes nefeseydi. Kıyıdan çok uzaktaydı. Kocaman bir gülümseme fark etti yüzünde. Kahkaha atmak istiyordu. Çok yorulmuştu ama hala tüm gücüyle denizle bütünleşmek onunla kucaklaşmak ve el ele koşmak istiyordu. Ayaklarıyla kumu hissedene kadar sakince kıyıya doğru yüzdü. Sırtını kumsala verdi. Gözlerini kapayıp başını serin sulara soktu çıkardı. Sanki bunu tekrarladıkça ruhu temizleniyordu. Gökyüzüne baktı. Denize baktı. Deniz nerde bitiyordu? Gökyüzü nerde başlıyordu? Ufuk çizgisi kadar kesin çizgilere mi sahip olmalıydı hayatta? Bunu hiç istemedi. Ama ufuk çizgisinin belirginliği ona güven verdi. Kesin olmasa da öyle gibi gözüken şeyler vardı hayatta. Ve bizim de bunlara ihtiyacımız vardı. En azından şimdilik verdiği kararla hayatına bir ufuk çizgisi çekmişti. Bunu sevdi. Denizden çıktı. Kumun sıcaklığını hissetti ayaklarında. Sanki bütün doğa onu sevmek ve sahiplenmek için çalışıyordu o gün. İçinden evrene ve doğaya sevgi gönderdi. Enerjisini içinde hissetti. Tam ve bütünüm dedi. "Artık kararımı verdim."
        Kendini hayatın akışına bırakmayı seçti. Hiç tahmin etmediği şekilde hayat onu istediği yöne sürükleyecekti. Bundan emindi. Şezlonga yattı. Tüm ağırlığını bıraktı. Ve huzurlu bir uykuya daldı. Uyandığında her şeyin onla bir olmasını umarak…