28 Mart 2016 Pazartesi

YAŞAM KOÇLUĞU NEDİR?


Paylaşmakta olduğum yazı House of Human Koçluk Eğitim Danışmanlık merkezi eğitiminden alınmıştır.



Koçluk Ne Değildir ?

  •   Mentorluk Değildir;

Bireylere bir işin nasıl yapılacağını  öğretmez.
  •  Danışmanlık Değildir;

Yaşamla ilgili bazı sorunları tespit edip önceden belirlenmiş hazır reçeteler ve yöntemler uygulamaz.

  • Koç, Psikolog veya Psikiyatrist Değildir;

Bireyin geçmişte yaşadığı sorunların veya rahatsızlıkların tespiti teşhisi ve tedavisi ile uğraşmaz.

  •  Arkadaşlık Değildir;

Bireyin pozitif veya negatif duygularının akıntısına kapılarak kendisini gerçek durumdan ve bireyin hedeflerinden uzaklaştırmayacağı gibi bireyin sürekli hedefine ulaşacak yolda kalmasına yardımcı olur.

Unutmayınız ki her bireyin tüm yaşamı boyunca farklı zamanlarda farklı konularla ilgili olarak, mentora, danışmana, arkadaşa, psikolog veya psikiyatriste ihtiyacı olacaktır. Bunlar gelişim ve değişim için vücudun ihtiyaç duyduğu farklı besinler, vitamin ve mineraller kadar lüzumludur.
Koçluk da bireyin kendini tanıması, potansiyelinin farkına varıp kullanması , geleceğini inşa etmesi için en az diğerleri kadar önemli katkılar sağlayan bir yöntemdir.

Koçluk Nedir ?

Koçluk, her bir bireyin gelecekteki hedeflerine ulaşacak güce ve yeteneğe sahip olduğuna inanarak, kişisel ve profesyonel potansiyellerini en üst düzeyde ortaya çıkarmak amacıyla, düşünce doğurucu ve yaratıcı bir süreçte onlarla ortaklık yapmaktır .
Pricewaterhouse Coopers tarafından yapılan ICF Global Koçluk Çalışması’na katılan koçların %52’si, koçluk alan kişilerin çalışacakları koçların akredite olması yönünde beklentileri olduğunu söylemişlerdir.

Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) Üyesi Profesyonel Koç Kimdir ?

ICF Profesyonel Koçu ICF Profesyonel Temel Yetkinliklerini uygulamayı kabul eden ve ICF Etik Kurallarına olan sorumluluğuna and içen bireydir.
               

ICF Akredite Eğitim Almış  Koç Kimdir ?

Uluslararası Koçluk Federasyonu tarafından onaylanmış bir eğitim programını uygulayan ve Dünya çapında faaliyet gösteren bir Enstitü, Kurum veya Okul tarafından uzun süreli eğitime tabi tutulmuş, yoğun uygulama, gözlem, yazılı ve sözlü sınav sürecinden başarıyla geçmiş ve mesleği icra ettiği sürece zorunlu olarak eğitime tabi tutulan Koçtur.




KOÇLUKLA İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR


 1. Koç bana nasıl yardımcı olabilir ki ? Ne mesleğim ne de yaşantım hakkında hiç bir fikri yok.
Biley taşı bıçağı biler ve keskinleştirir ancak kendisi bir bıçak değildir. Yani bıçağı daha iyi bir bıçak  yapmak için bıçağa gerek yoktur. Doğru zamanda doğru yerde doğru hareketleri yapmak gerekir. Tıpkı biley taşı gibi.

2. Arkadaşlarım iyi günümde kötü günümde her zaman yanımda. Tanımadığım bir koçla neden paylaşımda bulunayım?
Hayatın idamesi konusunda dost tavsiyeleri yeterli olsaydı, çevremiz hedeflerini belirlemiş, stratejilerini geliştirmiş, başarıya odaklanmış insanlarla dolup taşar, mutsuz tek bir insan kalmazdı.
Başkalarından alınan fikirler, başkasından  ödünç alınmış elbise gibidir.  Ya kolu uzundur, ya boyu kısadır. En iyisi kendi ölçülerinize uygun elbisedir. Bir koç size, kendi üzerinize uygun elbise dikmeniz konusunda yardımcı olur.
Bir metafor daha; arkadaş sohbetleri muhteşemdir ancak arkadaş fikirleri fast food gibidir. Unutmayın, aşırı fast food, daha sonra sağlık sorunlarına sebep olur.
Unutmayın; arkadaşların tavsiyeleri yeterli olsaydı, dünyada hayallerini gerçekleştirmemiş bir tek insan bile kalmazdı.

3. Psikolojik Danışman / Psikiyatrist bana daha fazla yardımcı olmaz mı ?
Geçmişinizle ilgili sorunlarınız (çocukluk, ailevi vb.) geleceğinizi karartıyorsa elbette fayda sağlar. Ancak geçmişinizle ilgili belirgin psikolojik bir  sorununuz yok ve geleceğinizle  ilgileniyorsanız koçlar bu iş için vardır.

4. Yaşantım için koçluk yerine danışmanlık daha faydalı olmaz mı ?
Arkadaşınızdan ödünç alacağınız emanet bir elbisenin üzerinize tam oturmayacağı gibi başkasından kendi hayatınızla ilgili olarak alacağınız fikir de ihtiyacınızı tam olarak karşılamayacaktır.
Önemli olan kendi çözümlerinizi bulmak, yani üzerinize uygun elbise dikmeyi öğrenmektir.

5. Neden bir koçla çalışayım ?
Herkes spor yapar, ancak bir antrenörle spor yapanlar profesyonel olurlar. Herkes küçük bir tekne ile kıyılarda kaptanlık yapabilir. Ancak herkes okyanusların fırtınalı ve tehlikeli sularında kaptanlık yapamaz.  Siz de bir koçla paylaşımda bulunarak kendi yaşam geminizin kaptanlığını yaparken amatör değil profesyonel olma yolunda önemli bir adım atarsınız.



Kariyer Koçluğu :

SEÇMEK DİĞERLERİNDEN VAZGEÇMEKTİR
Çalıştığınız işle ilgili heyecanınızı mı yitirdiniz ? İşiniz artık yalnızca giderlerinizi karşılayacak parayı kazanmak için bir araç haline mi geldi ? İçinizde hep kendi işinizin patronu olmak hayaliyle mi yaşıyorsunuz? İşinizden ayrılmak zorunda mı kaldınız ? Belki bütün bu olumsuzluklar size yeni dopdolu ve mutlu bir hayatın kapılarını açacak fırsatları sunuyor.

Yönetici Koçluğu :

DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR
Herkes bir sporu kendi imkanlarıyla yapabilir. Ama gerçek bir sporcu olmak için profesyonel bir destek almak gerekir.  İş yaşamında da buna benzer bir ilke mevcuttur. Daha profesyonel olmak için Uluslararası akredite eğitim almış yetkin bir koçla çalışmak sizi, diğerlerinden farklı kılacaktır. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu tespitinden hareketle bu desteğimiz sayesinde kendinizi sürekli geliştirecek ve değişebilecek esnekliğe sahip olacaksınız.

Takım Koçluğu :

 KONU TAKIM İSE 1+1 ASLINDA 2’den FAZLA EDEBİLİR
 Aynı departmanda, projede, organizasyonda, şirkette birlikte çalışıp misyonunuza ve vizyonunuza odaklanmak, hedeflere daha hızlı ilerlemek önemlidir.
Optimum gayretle maksimum performans sergilemek, takımın potansiyelini azami oranda ortaya çıkarmak takım koçluğu ile mümkün olacaktır.

 Girişimcilik Koçluğu :

 ŞANS CESURLARDAN  YANADIR
Girişimcilik koçluğu, iş kurma aşamasında olan veya mevcut işini sağlıklı bir şekilde büyütmeyi amaçlayan kişilere hedeflerine ulaşmaları için gerekli bilgi ve becerilerin kazandırıldığı koçluk hizmetidir. Koçlukla birlikte girişimciler; Girişimciler kendi kişisel analizlerinin sonucunda iş kurmak veya işlerini büyütmek için gerekenlerin bilincine varır, kendilerini sorgularlar.

Bireysel Koçluk :
HANGİ LİMANA GİDECEĞİNİ BİLMEYENE HİÇ BİR RÜZGARDAN FAYDA GELMEZ
Yaşam bir bütündür. İşiniz, aileniz, sağlığınız, yatırımlarınız, kişisel gelişiminiz, sosyal yaşamınız arasında bir denge sağlayamazsanız mutsuzluk ve uzun vadede topyekun bir çöküş ve başarısızlık kaçınılmazdır. Örneğin işinizde çok başarılı olabilir ve çok para kazanabilirsiniz. Bu başarı için sağlığınızdan, ailenizden, arkadaş çevrenizden ödün veriyorsanız yaşam çarkınız  bir süre sonra aksamaya başlayacaktır. Yaşam yolculuğunuzu sakin ve daha sorunsuz sürdürmek konusunda koç size destek verecektir.

 Gençler İçin Koçluk  (Eğitim ve Öğrenci Koçluğu) :

ŞANS HAZIRLIKLA FIRSATIN KARŞILAŞTIĞI KÖŞEBAŞIDIR
Yoğun bir tempo, kıyasıya bir yarış ortamı, kaybolan hayaller, yıkılmışlık hissi, amaçlar yerine araçlara odaklanma, fırsatları görememe, kendini gerçek yaşama hazırlayamama, vizyonsuzluk, mutsuzluk, tatminsizlik…
Gençler için günümüzün önemli sorunlarıdır bunlar. Koçluk sayesinde gençler kendilerine gelecek, vizyon sahibi olacak, geleceğe cesaretle, umutla bakacak, güçlü yönlerinizi bulacak kendi potansiyellerini keşfeder.

Emekliler ve Emekli Olacaklar İçin Koçluk :

HİÇ BİR ŞEY İÇİN GEÇ DEĞİLDİR
Yorgunluk,  hüzün, endişe, sıkıntı….
Heyecan, mutluluk, özgürlük, ferahlık….
Emekli olunca hissettiğiniz karmaşık duygulardan yalnızca bir kaçıdır bunlar…
Şimdi sağlığınız ve ömrünüz müsaade ettiği sürece yaşayacağınız hayatı en verimli şekilde geçirebilmek, bu güne kadar hayalini kurup da yapamadığınız pek çok şeyi yapabilecek cesarete kavuşmak için koç size yardımcı olur .  Bunca yılın hayat tecrübesi ile insanlar ve kendiniz için yapabileceklerinizi görünce siz bile çok şaşıracaksınız.



HAKKINDA




Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunuyum. ICF Onaylı ACSTH statüsünde Profesyonel Koçluk Eğitimimi House of Human Koçluk, Eğitim, Danışmanlık Şirketinde tamamladım. Profesyonel olarak, bireysel koçluk seansları gerçekleştirmekteyim.

 

Seans süresi: 1- 1,5 saat
Seans ve randevu için: gulhissarap@hotmail.com - sarapgulhis@gmail.com









27 Şubat 2016 Cumartesi

ILETISIM

             
  E-POSTA : gulhissarap@hotmail.com


    http://instagram.com/yasamadegerkat/

26 Haziran 2015 Cuma

UFUK ÇİZGİSİ

           
       

         Gözlerini kapattı. Rüzgâr,  serin bir deniz kokusuyla doldurdu içini. Ürperdi. Sonra güneş gösterdi kendini bulutların arasından. Kaslarının gevşediğini hissetti. Bir gülümseme hali aldı yüz ifadesini. Yalnızdı. Kumsalda pek insan yoktu. Alabildiğine huzur buldu etrafında. Sonra neden gözünden birkaç damla yaş süzüldü. Babasının gitarda çaldığı bir Tanju Okan şarkısını anımsadı. Gülümsedi.
deniz güldü halime,
bir avuç su verdi elime,
“biterse göz yaşın al” dedi,
“doldur tekrar yerine”
            Gözyaşlarını silmedi. Ayağa kalktı. Vücudunu denize giderken seyrediyordu sanki. Üşüyordu. Tüyleri diken diken olmuştu. Ama tepki verme yetisini yitirmişti sanki. Tüm vücudu denize girene kadar duruşunu bozmadı. Gözyaşları denize karıştı. Deniz artık onun hüznünün bir parçasıydı sanki. Deniz onu anlıyordu. Onu biliyordu. Gökyüzü buna tanıklık ediyordu. Anaç bir kadın gibi sarılıyordu sanki tüm evrene. Evrenin bir parçası olarak da kızı sahipleniyordu. Sırtüstü uzandı denize. Omuzlarındaki yükten kurtulmak istiyordu. Düşünceler tek tek boynuna ve omuzlarına binmişti sanki. Deniz sırtını sıvazlıyordu şimdi. Onu anlıyordu. O bile kendini tam anlayamazken gerçekten deniz anlıyor muydu onu? Çok sorgulamak istemedi. Anlaşılabilir olmak şu an en çok istediği şeylerden biriydi belki. Gökyüzüne baktı, bulutlar sürekli şekil değiştiriyordu. Bulutlara anlamlar yükleyen çocukların saflığını kıskandı. Ne kadar basit şeylerle mutlu olabiliyorlardı. Her şey ne kadar saf ve masumdu. Sanırım büyümek onu yormuştu. Eski çocukluk günlerini kıskandı. Güneş tuzlu suyla ıslanmış yüzünü germeye başlamıştı. Yüzüstü yattı denize. Maviyi kucakladı. Bulutların dalgalardaki yansımasına takıldı gözleri biraz. Amaçsızca… Biranda tüm gücüyle kulaç atmaya başladı. Bütün kasları yorgunluktan titreyene kadar yüzdü. Kalbi deli gibi atıyordu. Her kulacında aldığı karardan daha emin oluyordu sanki. Her kulaç onu yüklerinden kurtarıyordu. Akıntının tersine doğru atıyordu kendini. Meydan okuyordu düşüncelerine. Artık bir karar vermişti. Bir anda durdu. Nefes nefeseydi. Kıyıdan çok uzaktaydı. Kocaman bir gülümseme fark etti yüzünde. Kahkaha atmak istiyordu. Çok yorulmuştu ama hala tüm gücüyle denizle bütünleşmek onunla kucaklaşmak ve el ele koşmak istiyordu. Ayaklarıyla kumu hissedene kadar sakince kıyıya doğru yüzdü. Sırtını kumsala verdi. Gözlerini kapayıp başını serin sulara soktu çıkardı. Sanki bunu tekrarladıkça ruhu temizleniyordu. Gökyüzüne baktı. Denize baktı. Deniz nerde bitiyordu? Gökyüzü nerde başlıyordu? Ufuk çizgisi kadar kesin çizgilere mi sahip olmalıydı hayatta? Bunu hiç istemedi. Ama ufuk çizgisinin belirginliği ona güven verdi. Kesin olmasa da öyle gibi gözüken şeyler vardı hayatta. Ve bizim de bunlara ihtiyacımız vardı. En azından şimdilik verdiği kararla hayatına bir ufuk çizgisi çekmişti. Bunu sevdi. Denizden çıktı. Kumun sıcaklığını hissetti ayaklarında. Sanki bütün doğa onu sevmek ve sahiplenmek için çalışıyordu o gün. İçinden evrene ve doğaya sevgi gönderdi. Enerjisini içinde hissetti. Tam ve bütünüm dedi. "Artık kararımı verdim."
        Kendini hayatın akışına bırakmayı seçti. Hiç tahmin etmediği şekilde hayat onu istediği yöne sürükleyecekti. Bundan emindi. Şezlonga yattı. Tüm ağırlığını bıraktı. Ve huzurlu bir uykuya daldı. Uyandığında her şeyin onla bir olmasını umarak…


19 Mayıs 2015 Salı

BUNDAN SONRA



"Bundan sonra..." ile başlayan cümleleri kaç kere kurduk hayatımızda ve kaç kere tamamlayamadık üç noktalı cümleler gibi. Her yeni yılda yapılacaklar listesi yaptık. Birkaç ay sonra kağıdı nereye attığımızı hatırlayamadık. Bir sabah kalktık ve evet bundan sonra... dedik. Ee bundan sonra?

Bundan sonra şekeri kesiyorum.
Bundan sonra düzenli spor yapıyorum.
Bundan sonra uyku düzenimi bozmuyorum.
Bundan sonra kendime daha çok zaman ayırıyorum.
Bundan sonra daha çok kitap okuyorum.
Bundan sonra daha çok film izliyorum.
Bundan sonra arayamadığım insanlarla iletişime geçiyorum.
Bundan sonra düzenli ders çalışıyorum.
Bundan sonra dans kursuna başlıyorum.
Bundan sonra yeni bir spora başlıyorum.
Bundan sonra yeni bir dil öğreniyorum.
Bundan sonra...
.
.
.

Bu liste böyle uzar gider. Yapmak istediklerimizin tersine o kadar azına sadık kalabiliyoruz ki! Resmen isteyip de yap(a)madığımız her şey omuzlarımıza yüklene yüklene bizi eziyor. Hayat geçiyor. Bir bakıyoruz. "Keşke"ler almaya başlıyor bundan sonraların yerini. 

Ben sıkıldım artık. Değişmeye çalışıp bahanelerle kendimi uyuşturmaktan çok sıkıldım. Bu gidişata bir SON demek istiyorum.

Ne defterler eskittim. Ne programlar, listeler yaptım kendime. Yapamadıkça hepsi beni boğdu ve yırtıp attım sıkıldıkça. Bu böyle devam mı edecek? Ben artık isteyip de yapamadığım şeyleri gerçekleştirmek istiyorum. Öyle büyük hayallerden bahsetmiyorum. Mesela her gün yarım saat yoga yapmak gibi. Instagramda fotoğraflara bakarak geçirdiğim zamandan biraz kıssam yeter. Her gün on sayfa da olsa kitap okumaya zaman ayırmak gibi. İçimden geçirip de hayat koşturmasıyla arayamadığım insanlara "sesini duymak istedim sadece" demek gibi. Paldır küldür uyumak yerine sakin bir müzikle kendimi düşüncelerimden arındırıp ertesi güne hazırlanmak gibi. Yurtdışındaki arkadaşlarımdan aldığım kartpostalların hiçbirine cevap vermedim mesela. Hep çok yoğunum. Hep yapacak işlerim var, paperlerım, okumalarım var. On dakika ayırıp bir resmin arkasına "I miss you" yazamayacak kadar meşgulmüşüm. Vay be çok önemli bir insan olmalıyım. Gülünç.

Ben artık şikayet etmek yerine harekete geçmeyi seçiyorum. Ucundan bir şeyleri tutmak istiyorum. Ne diyor güne başlama meditasyonumuzda, "Her şey ilk adımı atmakla başlar." 

Ben bu gece ilk adımı atmayı seçiyorum. Keşkeler yerine iyikilerle dolsun istiyorum anılarım. Kendi kendimin inhibitörü olmaktan vazgeçiyorum. 

Tek odaklı olmaktan vazgeçiyorum. Sınava odaklanmak için hayatımı dondurmak istemiyorum. Spora odaklanmak için derslerimi kaçırmak istemiyorum. Ben artık her anımı verimli bir şekilde yaşamayı ve zaman planlamama sadık kalmayı seçiyorum. Ya siz?

Belki siz de bu yazıyı okuduktan sonra yarın sabah güne meditasyonla başlamak istersiniz.
Bunlar da Hermann Hesse'nin Siddharta kitabından bir sevdiğim bir alıntı ve kendisinin bir şiiri. (Siddharta Guatama Budizmin kurucusudur.)

“Dreams and restless thoughts came flowing to him from the river, from the twinkling stars at night, from the sun's melting rays. Dreams and a restlessness of the soul came to him.” ― Hermann HesseSiddhartha


STAGES
As every flower fades and as all youth
Departs, so life at every stage,
So every virtue, so our grasp of truth,
Blooms in its day and may not last forever.
Since life may summon us at every age
Be ready, heart, for parting, new endeavor,
Be ready bravely and without remorse
To find new light that old ties cannot give.
In all beginnings dwells a magic force
For guarding us and helping us to live.
Serenely let us move to distant places
And let no sentiments of home detain us.

The Cosmic Spirit seeks not to restrain us
But lifts us stage by stage to wider spaces.
If we accept a home of our own making,
Familiar habit makes for indolence.
We must prepare for parting and leave-taking
Or else remain the slave of permanence.
Even the hour of our death may send
Us speeding on to fresh and newer spaces,
And life may summon us to newer races.
So be it, heart: bid farewell without end


Hermann Hesse





28 Aralık 2014 Pazar

MAVİDİR GÖKYÜZÜ




          Nefes al. Nefes ver. Koş. Çabuk. Daha hızlı koş. Seni geçiyorlar. Arkana bakma, düşersin. Sen kazanan olmalısın. Dünyaya kazanmak için geldin. Başarılarınla övün. Sen bitanesin. Daha hızlı koş, daha iyisi olmak için. Daha iyi oldukça daha hızlı koş. Bu hayat bir maraton vesselam. Hababam koştur dur. En iyisine ulaşacağının hayaliyle daha da hızlan. Mükemmele ancak bu şekilde ulaşabilirsin. Unutma dostum. Sakın unutma. Sen bu dünyaya kazanmak için geldin! Kaybedenler yalnızca altında ezilen küçük insanlardır. Bas ve geç. İşte mükemmellik orada bir yıldız gibi parlıyor. Ona ancak sen dokunabilirsin.
          Bu cümleyi okumaya başladığında elini bir yumruk gibi sıktığını hissediyorum. Gözlerini kısıp içine içine gülümsediğini görüyorum. Yapma canım insan, yapma güzel insan. Bırak o parmakların bir gevşesin. Bırak gözlerin huzurla ışıldasın, hırsla değil. O dişlerini öyle birbirine kenetleyip gıcırdatıp durma. Rahat bırak da çeneni bir güzel kahkaha patlatsın. Ne kadar yorgunsun. Aynaya bak, gözlerinin altı çökmüş mutsuzluktan. Omuzların düşmüş, yürürken yere bakmaktan. Zihninden düşünceler o kadar hızlı akıyor ki bırak düşüncelerini takip etmeyi, dış dünyadan bir habersin. Yorulmadın mı? Bıkmadın mı? Neden bu koşturmaca? Neden bu hırs? Neden hep daha fazlası? Elimizdekiler hiç yetmiyor bize. Antidepresanları şeker gibi yutar olduk. Her sabah kahvaltıdan sonra dedi doktor. Düşünmedik. Ne oluyor bilemedik. Hep bir telaş. Hep bir koşturmaca. Trafikten bıktık. Kalabalıktan bıktık. İkiyüzlü insanlardan bıktık. Sevmeyi de unuttuk iyi mi canım insan. Neden böyle olduk biz?
          Hadi kapa gözlerini. Yavaş ve derin bir nefes al. Nefesini izle zihninde. İçinde tut. Sahip olduğun herbir nefesin farkına var. Çok yavaşça bütün nefesini dışarıya ver. Ve bunu bir süre tekrarla. Sadece nefesinde kalmaya çalış. Yapman gerekenleri kısacık bir süreliğine olsa da rafa kaldır. Ama zorla düşünmemeye de çalışma. Sadece nefesinin akışına bırak kendini. Nefes alıyorum. Bu dünyada ben olarak varolduğum her an için şükrediyorum. Nefes veriyorum. Her şey çok yavaş. Her şey çok sakin. Her nefes verişimde farketmeden kastığım kaslarımın farkına varıyorum. Her nefes alışımda nefesim bu kasları okşuyor, öpüyor, rahat olmasını söylüyor. Nefes alıyorum. Nefes veriyorum. Çok yavaş. Çok sakin. Çok huzurlu. Gözlerimin etrafındaki tüm kasları serbest bırakıyorum. Şakaklarım... Kaşlarım... Çenem... Boynum... Omzum... Bütün yüklerimi verdiğim her nefesle dışarı atıyorum. Aldığım her nefes açık huzurlu bir mavi. Verdiğim her nefes gri bir toz yumağı. Aldığım her mavi bulutsu nefesi vücudumda dolaştırıyorum. Ve gri nefesi yavaşça bütün vücudumdan uzaklaştırıyorum. Zihnim, bedenim, tüm yükü sırtlanan omuzlarım, bedenimi taşıyan ayaklarım, bacak kaslarım... Hepsi huzurla sevgiyle sarıp sarmalanıyor. Gülümsüyorum. Ama kocaman gülümsüyorum. Çünkü kendimi ve hayatı çok seviyorum.
          Bana kızma. İki nefesle her şey çözüldü mü sanıyorsun deme. Eminim kendine göre çok elzem sorunların vardır. Ben seni anlayamam. Biliyorum. Ama hiç mavi bir gökyüzü oluşturdun mu bedeninde? Hiç izin verdin mi ruhuna kuşların cıvıldaşması için? Sürekli kapalı kara bir havayı kim sever ki?! Hangi güzellik, iyi bir haber, sağlık, sevgi, aşk; boğuk ve rutubetli bir havayı sever? Rutubet ve nemi bilirsin, nefes almak çok zordur. Bir tohumun yeşermesini güneş ve su olmadan nasıl bekleyebilirsin?  Belkide tohumda sandığın sorun, güneş ve suyun yoksunluğundandır. Ben seni anlayamam ama sen beni anladın. Biliyorum. Bilmek istiyorum.
           Hadi biraz yavaş yürü, bakına bakına. Seyirci kalma kendi hayatına. İçini gör, keşfet. Gökyüzüne bak uyanınca ilk iş, çünkü o sensin unutma. Daha iyisi, daha mükemmeli diye koşturup durduğun şeyler işte gökyüzündeki yıldızlar. Zaten sahip olduğun bir şeye bu sonsuz koşturma niye? 

23 Ocak 2014 Perşembe

Sevgi Yolladım



         Yeni aldığım dergi ve kitapları koltuğumun üstüne yığıp sayfalarını hunharca çevirirken gözüm masaya atılmış kartpostallara takıldı. Hepsi de Annie'nin vakti olmadığı için benden postalamamı rica ettiği, Türkiye'nin farklı yerlerinden çeşitli manzaralarla bezenmiş güzel kartpostallardı. Neredeyse on beş kadar vardı ve on beş farklı adrese gitmeyi bekliyorlardı. Öyle kağıt parçası canım ne olacak dememek lazım gelirdi. Ne de olsa kartpostallar insanı özel hissettirirdi. Düşünsenize, arkadaşınız yurtdışında gezerken ta oralarda aklına siz geliyorsunuz. Sizin için özenle en güzel resmi seçiyor. En güzel yazısıyla kalbinden geçenleri sizinle paylaşıyor. Sadece sizinle paylaşıyor. Bir de üşenmeyip postalıyor. Ne kadar şanslısınız ki sizi bu kadar düşünen ve değer veren bir arkadaşınız var.
         Kartpostalları tek tek okuduğumda hayal kırıklığına uğradım. Neredeyse hepsinde aynı cümleler, aynı iyi dilekler, aynı sevgi sözcükleri vardı. Bazıları özenle yazılmıştı, ancak genelinde özensizlik ve acelecilik hakimdi. Birkaç karttan sonra cümlelere nefes aldırmadan noktayı vurduğu aşikardı. Annie'nin hepsini arka arkaya yazdığını ve buradan ayrılma vakti gelmeden yetiştirmeye çalıştığını biliyordum zaten. Belli ki bunu bir zorunluluk olarak görmüştü ve bu kartlar emin ellere ulaşmadan kendini huzurlu hissetmeyecekti. Ama neden? Neden böyle bir ihtiyaç duyuyordu? İçten içe ona kırılmıştım. Arkadaşlarını aldattığı için ona kırılmıştım. Böyle bir sorumluluğu bana vermiş olması içimi sıktı. Beni suç ortağı olarak bellemişti resmen. Hevesim kaçtı ve dergide kaldığım sayfaya geri döndüm. Düşünmeye değmezdi.
          Bir fotoğrafçıyla yapılan röportajda zamanı durdurmak veya zamanın akışıyla bütün olmak ile ilgili yorumlar vardı. Fotoğrafçı şöyle diyordu, "Çektiğim yüzler ve ben, sokakta karşılaşan, birbirinin yanından geçip giden ve kendi yollarına devam eden insanlar gibiyiz." Gözümün önünde el ele tutuşmuş neşeyle dönüp duran iki grup insan belirdi nedense. Ikisi de aynı yönlere dönüyorlardı ve sürekli birbirlerine teğet geçiyorlardı. Bunu hayal etmiş olmamı komik buldum ve kendime güldüm. Oysaki bu resim hepimizin içten içe istediği şeyleri yansıtıyordu. Elini tuttuğumuzda mutlu olacağımız, güven duyacağımız insanlar istiyorduk. Ancak o zaman daha neşeli ve eğlenceli olabilirdik. Bu insanlarla bir bütün olmak istiyorduk. Aynı yere bakmak istiyorduk. Çember oluşturmalıydık ve merkez noktada bizi birleştiren duygu ve düşüncelere odaklanmalıydık. Aynı şarkıyı tutturmalıydık ve aynı ahenkle dönmeliydik aynı yöne. Yorulur gibi olduğumuzda diğer gruba bakmak bizi sakinleştirirdi, kendimizi duruyor gibi görürdük. Aynı hızla aynı yöne giden iki farklı araç misali. Hayatı durdurup biraz dinlenmek ve sonradan "tamam devam edelim hayatçım" demek mümkün olmadığına göre en mantıklı çözüm bu olmalıydı. Fotoğrafçının yaptığı da sanırım buydu. Zamanı durdurmuyordu. Zamanın içinde akıyordu. Ancak duruyor gibi hissetmesini sağlayacak insanlara bakıyordu ve rahatlıyordu. 
          Annie'yi biraz anladığımı hissettim. Elini tuttuğu insanlara kendi grubunun şarkısını hatırlatıyordu. Eğer unutulursa diğer gruptakilerle yeri rahatlıkla doldurulabilirdi. Ait olmak istiyordu. Ve sahip olmak istiyordu. En önemlisi karşısındakini onun için özel hissettirerek sevgisini artırabileceğini düşünüyordu. Kafam biraz karışmıştı. Kandırıkçılık mıydı bu; yoksa sevgi, üstüne bu kadar düşünülmesini gerektirecek bir konu muydu? Kendimi kendime teğet geçiyormuş gibi hissettim. Bütün düşüncelerden sıyrıldım ve kendi eksenimde dönmeye karar verdim. Kendimi güneş sisteminin bir parçası olarak hayal edip yüzümü güneşe döndüm ve evrendeki her bir varlığa sevgi yollayıp uyudum.